Klasik gitar eğitimi almış olmasına rağmen Dombra enstrümanını ilk kez eline aldığında çok beğendiğini ve gitardan soğuduğunu belirten sanatçı, eserin ortaya çıkış hikayesini anlattı. Şarkının karlı bir sabahta eve geldikten sonra, karda yürürken çıkan “kırt kırt” seslerinden ilham alınarak yarım saat içinde yazıldığı belirtildi.

“Dombra Bir Eğlence Değil, Hafıza Enstrümanıdır”
Dombra’nın sıradan bir çalgı olmadığını vurgulayan Sultanbekov, enstrümanın taşıdığı kültürel ve ruhsal misyonu şu sözlerle ifade etti:
Dombra, dans ettirmek ya da eğlendirmek için değil; hikayeler anlatmak, destanlar aktarmak içindir. Dinleyenlere çocukluklarını, geçmişlerini ve ata topraklarını hatırlatır. Şarkının sözleri ise vatan sevgisini, zor günlerde duruş bozmamayı ve gerektiğinde vatan için can vermeyi öğütler.

“Türkiye, Zulüm Gören Tüm Toplulukların Lokomotifidir”
Türkiye’nin tarihsel ve küresel rolüne dikkati çeken usta sanatçı, Türkiye’nin Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar zulme uğrayan tüm Müslüman ve akraba topluluklara kucak açan lider bir devlet olduğunu belirtti.
1980’li ve 90’lı yıllarda Türk birliğinin hayal olarak görüldüğünü ancak 21. yüzyılda bu tablonun değiştiğini aktaran Sultanbekov, Etnospor organizasyonları ve ortak müzik festivalleri sayesinde Türk dünyasının entegrasyonunun gerçeğe dönüştüğünü vurguladı. Sultanbekov ayrıca Türk halklarının geleceği için nüfus artışının, aile kurumunun korunmasının ve kardeş halkların birbirini affederek birlik olmasının hayati önem taşıdığını dile getirdi.

“Aşık Veysel’den İlham Aldım, En Sevdiğim Şehir Eskişehir”
Yaşamını İstanbul’da sürdüren Sultanbekov, Türkiye’ye ilk geldiği yıllarda merhum Aşık Veysel’in eserlerinden büyük feyzaldığını söyledi. Yaşayan şehirler arasında Nogay ve Tatar kültürünün yoğun hissettirdiği Eskişehir’i ayrı bir yere koyduğunu belirten sanatçı, yeni nesil Türk müziğinde ise Semih Cenk’in çalışmalarını beğeniyle takip ettiğini sözlerine ekledi.


